Kuşadası

Antik çağlardan günümüze aktarılan köklü liman geleneği ile Türkiye'nin önde gelen deniz kapısı konumundaki Kuşadası, birçok kaynakta tarihçi Heredot'un gözdesi, mitolojik tanrı Zeus'un dinlenme mekânı olarak anılıyor. İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth'ten ABD eski başkanı Jimmy Cater'a, 1970'li yılların müzik starı Peppino di Capri'den Papa İkinci Jean Paul'e dek sayısız ismi ağırlayan “turizme yazgılı” ilçemizdeki ilk durağınız, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı olabilir. Tıpkı Kuşadası’na gelen çoğu fotoğraf tutkununun yaptığı gibi… Kervansarayı gördükten sonra, çarşının içinden geçerek Eski Kuşadası evleriyle bezeli Camiatik Mahallesi’ne uğrayabilirsiniz.

Tarihte deniz ticareti ile müreffeh bir kent haline gelen Kuşadası, güçlü surlarla çevrelenerek korunuyordu. Günümüzde ilçemizin simgelerinden biri olan Kale Kapısı, bu surlardan bugüne kalan önemli parçalardan biri… 17. yüzyılda yaptırılan bu ilginç kapıyı gördükten sonra, sarp kanyonların dağları yararak eşsiz koylar oluşturduğu Dilek Yarımadası'na geçip, Bizans döneminde önemli bir inanç merkezine dönüşen Kadıkalesi'nde Samos Adası'na karşı benzersiz manzaranın tadını çıkarmanızı öneriyoruz.

Unutmayın, Ara Güler de 60 yıl önce kışa yakın güneşli ve aydınlık bir günde foto muhabiri olarak Aydın'a gelmişti. Ve bölgemizde yaptığı keşif yüklü seyahati kitabında şu sözlerle anlatıyordu: “Koyu sarı güneş, şehrin üstüne altın rengi bir büyü serpiyordu. Gök koyu maviydi, ama sarı ışığın huzmeleri aydınlık ve parlaktı.” Günümüzde usta fotoğrafçının izinde Kuşadası’na yapılan yolculuklarsa ilçenin belleğini bugüne taşıyor sanki...

 

 

Benzer İçerikler