Buharkent

3t’nin Kenti: Buharkent (Tarih, Tarım Termal Turizm),

Naim ÖZDAMAR

Buharkent çevresinde ele geçen buluntular buradaki ilk yerleşimlerin 1. Tunç Çağına kadar uzadığını göstermektedir. Kabaağaç çevresinde bulunan kireç tabaka üstündeki kalıntılardan güneş kültü taşıyan insan figürleri bulunmuştur. Bütün Orta, Güney Doğu ve Batı Anadolu’da olduğu gibi Ege, Büyük Menderes Vadisi ve Buharkent çevresinde de ilk hâkimiyet kuranlar Hititlerdir. M.Ö. 1800’lerde başlayan Hitit hâkimiyeti yaklaşık olarak son Hitit Kralı V. Tutalya’nın son dönemi olan M.Ö 1180’lere kadar devam etmiştir.

Buharkent bu dönemlerde herhangi bir yerleşim yeri olmamasına rağmen ıssız bir bölge de değildi. Lidya, Frigya ve Kayra devletlerinin sınırlarının çakıştığı alan üzerinde yer aldığından stratejik bir önem arz etmekteydi.

Buharkent’in yakın doğusunda bulunan Tripolis, Hierapolis ve Laodikia antik kentleri de bu üç devlet arasında sık sık el değiştirmekteydi. Frigya Krallığı’nın güney sınırları Buharkent’e dayanmaktaydı. Persler Aydın ve Buharkent çevresinde, 180 yıl gibi kısa bir dönemde hâkimiyet kurup uzun bir tarih sürecine imza atmışlardır. Bölge, M.Ö. 300’lü yıllara kadar Pers hâkimiyetinde kalmıştır.

 

Buharkent ve çevresinde Roma dönemine ait kalıntılar Kabaağaç, Tekke ve Ortakçı’da yer almaktadır. Günümüzde Kabaağaç mezarlığında Roma dönemi sütunlarından onlarcası bulunmaktadır.

 

Strabon Kabaağaç için bazı ayrıntıları vermektedir: Laodikei’yla Karura arasında saygı gören Men Karus tapınağı vardır. Benim zamanımda Zeuksis tarafından büyük bir Herophileion tıp okulu kurulmuş ve burası Aleksandros Philetles tarafından devam ettirilmiş; tıpkı babalarımız zamanında Hikesios’un kurmuş olduğu Erasistrateion okulu gibi. Bununla birlikte şimdi durum katiyen eskiden olduğu gibi değildir “

 

Strabon, yukarıdaki anlatımında Kabaağaç bölgesinin milattan hemen önce ve sonrasında en parlak dönemini yaşadığını, dini bir merkez olduğu kadar dönemin en önemli tıp okulları ile kıyaslanabilecek bir tıp okuluna sahip olduğunu ifade etmektedir.

 

M.Ö. 26 yılında Büyük Menderes’e çok yakın bir bölgede yer alan yerleşim biriminde deprem ve Büyük Menderes’in taşması sonucu pek çok can kaybı olduğu bilgisi mevcuttur. Bu yerleşim birimi ve han bugünkü Buharkent köprüsünün yaklaşık 50 m. güneyinde yer almaktadır.

 

Strabon handan şu şekilde bahsetmektedir : “Karura Phrygia’yla Karia arasında bir sınır meydana getirir. Burası bir köydür. Burada hanlar ve Maiandros Irmağı’nın kıyılarında bulunan sıcak su kaynakları vardır. Bir zamanlar bir genelev idarecisinin çok sayıda kadınıyla birlikte hana yerleştiği ve gece meydana gelen depremde bütün kadınlarıyla birlikte gözden kaybolduğu söylenir.”

 

Buharkent ve yakın çevresinde 1077–1207 yıllarına kadar Türklere ait herhangi bir yerleşim yerine rastlayamıyoruz. Bölgenin kesin Türkleşmeye başladığı bu dönemde ilk konaklama yerleri olarak Sırçalık (Tekke),Kargılık, Kabaağaç ve İshaklı’yı görmekteyiz. Buharkent'in bulunduğu alan Menderes vadisinin en dar kısmında yer alır. Ayrıca Feslek Çayı'ndan Kızıldere'ye kadar en az beş yerde (Kızıldere, Millik, Çağlayan, Ortakçı Millik, Feslek Çayı) sel tehlikesinin varlığı Menderes çevresinin bataklık durumunda bulunması, tarıma elverişli olmaması, mevcut bataklıkların sivrisinek üretmesi, ovaya yerleşmeyi olumsuz yönde etkilemiştir. Adı geçen dört yerleşim merkezinden Kargılık, Sırçalık ve Kabaağaç ovanın güneyine Çubuk Dağı yamaçlarına, İshaklı ise kuzeyine Aydın Dağları eteğine kurulmuştur.

 

BUHARKENT’İN MERKEZİNDE YER ALAN ANTİK KENTLER

 

Buharkent, bugün idari bakımdan her biri komşu ilçe sınırları içinde yer alan antik kentlerin ortasında yer almaktadır. Hileria, Karura kentten çok daha küçük yapıda bir kasaba ve köy görünümündeydiler. Men Kauno ise yerleşim yeri olmayıp bir tapınaktır. “Buharkent’in çok yakın çevresinde neden bir antik kent bulunmamakta?” sorusunun cevabı coğrafi konum ve jeotermal özellikleri ile açıklanabilir.

 

Strabon’un yazdığı gibi -kıvrılmak- fiilinin karşılığı olan Menderes, Aydın sınırları girişinde bu özelliğini ilk olarak Buharkent çevresinde kazanmaktadır. Sarayköy ve doğusunda çok daha az kıvrılmalar gösteren Büyük Menderes Buharkent sınırları içinde klasik özelliğini kazanmakta, durgunlaşmakta ve debisinin hızlı artış gösterdiği yıllarda yatak değiştirmektedir.

Çevresinde bulunan doğal jeotermal çıkışların varlığı, bu bölgenin ilk çağlarda termal bir mesire yeri özelliği kazanmasını sağlamıştır. Antik kara ulaşım yolları incelendiğinde Buharkent, Brioula, Menderes Antiokheası, Afrodisias, Artemisias, Hierapolis, Tripolis, Trapezapolis ve Attuda antik kentlerinin oluşturduğu çemberin merkezinde yer almaktadır. Değişik tarihlerde kurulan ve en parlak dönemleri de farklı dönemlere rast gelen bu antik kentlerin birbirleriyle ulaşımlarında Buharkent merkezi rol üstlenmekte idi.

Bu dönem (1243–1262) Büyük Menderes Vadisi’ne Türkmen akınlarının en yoğun olduğu dönemdir. Bu dönemde Buldan, Alaşehir, Nazilli yöresinde pek çok yerleşim birimi vücuda getirilmiştir. Kuyucak ve İshaklı’nın kuruluşu da bu dönemdedir.

 

Özellikle Frikya hududu olarak tanımlanan Buharkent ve doğusuna yerleştirilen bu Hıristiyan Kuman Türkleri 1922 yılına kadar Buharkent’te varlıklarını sürdürmüşlerdir. Her ne kadar sayıları, Türk-İslam kültürü baskısı altında 1922’lerde birkaç aileye kadar düşmüş olsalar da Ortodoks Hıristiyanlar olarak 700 yıl kadar Selçuklu ve Osmanlı himayesinde kendi din ve kültürlerini korumasını bilmişlerdir. Çevrede son yıllara kadar ele geçen dili Türkçe, alfabesi Grekçe mezar taşları ve mezarlıkları bu topluluğun geçmişte daha büyük bir topluluk olduğunu göstermektedir.

 

Selçuklu dönemi Buharkent çevresinde yeni yerleşen Türk unsurlar, Hıristiyan yerliler ve Trakya’dan sınır boyu olan bu bölgeye yerleştirilen Hıristiyan Türk soylu unsurların iç içe yaşadıkları dönemdir. Önceleri Hıristiyan ahalinin nüfusu daha fazla idi. Zaman içinde İslamiyet’i kabul eden Hıristiyan unsurların bir bölümü de bölgeyi terk ederek daha batıya yerleşmeyi sermişlerdir. XV. ve XVI. yüzyıl kayıtları incelendiğinde Buharkent ve çevresinde Hıristiyan nüfusun kaydedilmediği görülmektedir. Bu arada bir Ermeni yerleşim birimi olan İrmenni köyünün tarihten silinme nedeninin doğal afet mi, göç mü yoksa din değiştirerek Türk unsur haline gelmeleri mi olduğu kesinlik kazanmamıştır. İrmenni halkının daha sonra İshaklı’ya yerleşerek din değiştirdikleri, yönündeki söylenti gerçeklerle uyuşmamaktadır.

 

Kabaağaç’a Türk yerleşiminin başlamasının yerli Hıristiyan halkı rahatsız etmediği ortaya çıkmaktadır. Kabaağaç’ın yaklaşık 1km batısında bulunan Hıristiyan yerleşim merkezi ve Bizans kervansarayı çevresindeki Rum yerleşim birimleri 1899 depremine kadar varlığını sürdürmüş; bu yerleşim biriminin adı” Gâvur evleri” olarak adlandırılmıştır.

 

Tahrir kayıtları bizlere Kayı Boyunun bugünkü Denizli, Sarayköy, Buldan, Eşme, Sarıgöl, Alaşehir, Babadağ, Buharkent, Kuyucak ve Nazilli civarına yoğun olarak yerleştiklerini göstermektedir.

XII. yüzyılda Büyük Menderes Vadisi’nin doğusundan Denizli, Sarayköy, Buldan hattından başlayan Kayı yerleşimleri XVI. yy. bu bölgede hemen hemen tamamlanmıştır. Ancak daha sonra XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Manisa ve güney Kütahya yöresinden –mecburi iskânlar- sonucu, yine Kayı boyuna mensup olan Sarıtekeli Aşiretinin çoğunlukta olduğu, büyük bir Kayı topluluğunun Buldan, Sarıgöl ve Alaşehir’in güneyi ile Buharkent’in kuzeyinde bulunan, Aydın Dağlarının nüfusu seyrek olan yüksek alanlarına yerleştirilmiş, XIX yüzyıl iskânları ile bu bölgenin yerleşik hayata geçmesi sağlanmıştır.

Bugün Buldan’a ait Çatak, Kovanoluk, Kuyucak’a bağlı Taşoluk, Musakoluğu, Buharkent’e bağlı Ericek ve Gündoğan, Buldan’a bağlı Çatak, Aktaş köylerinin tamamı veya bir bölümü adı geçen mecburi iskânlar sonucu oluşmuşlardır.

 

Yine Kayı Boyu mensubu ve Karakeçili oymağına bağlı Yörük/Türkmenlerce kurulan Ortakçı ve İshaklı da bir Selçuklu dönemi yerleşim birimidir. Ortakçı 1207 /1210 sonrasında yavaş yavaş şekillenmeye başlamış; uzun süre Sarıcaova Büyük Menderes arasında mevsimlik göçünü sürdüren Karakeçililer XIII. yüzyıl başlarında Beyliğin /Devletin sağladığı imkânlarla yerleşik hayata ve toprak tarımına geçmeye başlamışlardır. Ortakçı Karakeçilileri zorunlu iskândan dolayı değil, verimli bir ovanın

kenarında kurulan köyde ekonomik şartların olumlu olarak yansıması sonucu yerleşmeyi yeğlemişlerdir. XVI ve XVII. Yüzyıllarda iskân edilen Yaylak, Çoban, Mesken, Kızılcaburun gibi köyler ile Pir Hoca kasabası Aydın dağlarına kurulmuştur. Aynı yüzyıl içinde dar bir alanda bu kadar çok yerleşim yerinin kurulması ve iskânın gerçekleşmesinde devletin rolünün olduğu muhakkaktır. Ve bu bölgenin iskânlardan önce oldukça tenha olduğunu göstermektedir. Ancak bu köylerin ve Pir Hoca kasabasının ömürleri depremler dolayısıyla kısa olmuştur.

 

Buharkent ve çevresine üçüncü büyük göç ise 1700’lü yıllarda başlayıp II. Abdülhamit döneminde sonuçlanmıştır. Bu göç ise Güney Kütahya ve Manisa’dan olmuştur. Sarıtekeliler kış mevsiminde Saruhan ve Aydın sancaklarına gidip, ilkbaharda buradan Karahisar Sancağı’na bağlı Sandıklı Kazası köylerine geliyorlardı. Mera ve ekili alanlara büyük zarar vermeleri nedeniyle haklarında şikâyetler artmıştı. Konar-göçer yaşadıkları dönemlerde padişah emri ile bölgeleri dışına çıkmaları yasaklanmış iken Sandıklı Uşak Eşme Alaşehir ve Şuhud kazaları köylerine gelerek halka ve otlaklara çeşitli zararlar vermişlerdir. Bunun üzerine Padişah tarafından Nasuh Paşa’ya bunların bölgeden kaldırılarak eski mahallerine nakledilmeleri için emir gönderilmiştir. Manisa ve Kütahya bölgelerinde konar-göçer yaşayan Kayı Boyu’na mensup Sarıtekeliler iskâna mecbur edilerek Denizli, Sarıgöl, Alaşehir, Buldan ve Buharkent’in kuzeyindeki dağlarda boş alanlara yerleştirilmişlerdir.

 

Devletin, 1842 yılında aldığı bir kararla konargöçer aşiretlerin sancak hudutları dışına çıkmaması istenir. 1861 yılında vilayetlere gönderilen hükümlerde; İmparatorluğun neresinde olursa olsun, konargöçer aşiretlerin iskân edilmesi emr olunmaktadır.

Bu yüzyılda Manisa yöresinden Buharkent kuzeyine, Aydın dağlarına yoğun iskânlar başlamıştır. Bu iskânlar XIX. Yüzyılın sonuna kadar sürecektir.

 

Batı Anadolu’da yerleşik veya konargöçer 103 köyde Karakeçili obası sayılırken iskân mahallerinden birisinin Nazilli olarak sayılması, o dönemde(1530) Ortakçı’nın Nazilli kayıtlarında, Nazilli’ye bağlı bir köy olarak yer alması da dikkat çekmektedir. Bu kayıt da 1510 yılı Denizli tahrir defterindeki kayıt ile örtüşerek tarihi gerçeklilik olarak birbirini tamamlamaktadır. Adı geçen tarihi belgeler Ortakçı ve İshaklı halkının Kayı/Karakeçili çizgisinden gelmekte olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Aydın ve Buharkent çevresinde yerleşik beş-on kadar Yörük boyu mevcuttur. Ancak tahrir defterlerinde Sarıtekeli cemaatine rastlanmamasına rağmen, son dönem Aydın Vilayet salnamelerinde Sarıtekeli aşiretinden bahsedilmektedir. Örneğin “Cırcıvan’da Sarıtekeli “ gibi. Özellikle Büyük Menderes vadisi boyunca, özellikle kuzey yakasında yoğun bir Sarıtekeli nüfusu yerleşiktir. Menteşe dağlık yöresinin kuzey yönüne yerleşmiş Sarıtekeliler ise Orta Menderes’te daha çok Karacasu, Buharkent ve Sarayköy’de yoğun olarak yer almışlardır. Aydın ve yöresinde birçok köy ve yerleşik Yörükler hangi boydan geldiklerini ifade etmede zorluk çekmektedirler. Bir istisna olarak bahsettiğimiz bölgelerde kendilerini Sarıtekeli olarak tanımlayanlar, diğerlerine göre bir hayli fazladır. Sarayköy’e bağlı Kabaağaç ve Tekke, Buldan’a bağlı, Buldan’ın batı ve kuzey-batısındaki pek çok köy, Buharkent’in kuzey ve kuzeybatısında yer alan Muratdağı, Ericek, Gündoğan, Kuyucak’a bağlı bazı köyler, Nazilli ve Sultanhisar’ın bazı köyleri kendilerinin Sarıtekeli olduklarını ifade etmektedirler.

 

Yakın zamanlarda Buharkent için en nemli olaylardan birisi de Çanakkale Savaşı olup bu savaşta pek çok şehit verilmiştir. Ancak eldeki kayıtlar şehit sayısını tam olarak karşılamamaktadır. Çanakkale şehitlerinde adları tespit edilenlerin listesine baktığımızda en fazla şehit veren köyün 15 şehit ile Ortakçı olduğu görülmektedir. Burhaniye kurulmuş olmasına rağmen kayıtlara hala Ortakçı olarak kaydedildiğini görmekteyiz. Ortakçı yaşadığı depreme ve depremde verdiği ölü sayısına rağmen hala en kalabalık yerleşim birimidir. Tabii ki Ortakçı bu tarihte Ortakçı ve Burhaniye olarak iki birim halindedir. Feslek 11 şehit, Savcılı 5,Kızıldere 2 şehit vermiştir.

 

En fazla şehit veren ikinci yerleşim merkezi Feslek, nüfus olarak Ortakçıdan sonra en büyük yerleşim birimiydi ki, Gündoğan, yerleşim başlamasına rağmen daha Feslek’ten ayrılmamıştır.

Kızıldere’ye ise çiftlik özelliğinden kurtulup daha yeni bir köy olma yoluna girmiştir. Ancak Kızıldere’nin köy olarak kaydedildiğini, nüfus ve askerlik kayıtlarının tutulmaya başlandığını görmekteyiz.

 

Ege’de ve Aydın’da yüzyıllardır süregelen efelik geleneği Buharkent’te de hâkim bir olguydu. XIX asırda Atçalı Kel Mehmet olayından sonra sosyal bir gerçeklik haline gelen efelik (zeybeklik) kurumu Buharkent’in günlük hayatına da girmiştir. Özellikle 1890’lardan Kurtuluş Savaşı sonuna kadar Buharkent tarihinde efelerin de bir payı bulunmaktadır.

 

Buharkent efeleri denince akla önce şu isimler gelmektedir: Kavas Mehmet Efe (Mehmet KAVAS), Kara Ali Efe (Ali AKINCI), Gökoğlan Efe(Süleyman Gök), Çatak Mehmet Efe (Mehmet Çatak), Kara Mehmet Efe (Mehmet Zeybek), Terlik Efe, İnce Mehmet Efe, Hacıbeş Efe (Mehmet Beşer), Burhaniyeli Kara Mustafa Efe, Gök Abdullah Efe, Parmaksız Mustafa Efe (Parmaksız), Akoğlan Tahir Efe(Akoğlan), Kavasın Ali Rıza Efe (Kavas), Kara Mustafa, Kara Hasanoğlu Efe, Çubukdağlı Halil İbrahim Efe, Burhaniyeli Kel Osman Efe, Çubukdağlı Kara Kazım Efe, Burhaniyeli Yetim Ahmet Efe, Burhaniyeli Kara Ahmet Efe, Burhaniyeli Ali Efe, Gelenbeli Mustafa Efe (Çavuşoğlu).

 

Yunan işgal güçleri ikiye ayrılmış; topçu birlikleri tren yoluyla getirilirken piyade ve süvariler karadan ilerlemekteydi. Kuyucak’ı işgal eden Yunanlılar ilerledikçe gerilerinde karakollar kurmakta, işgal ettikleri bölgeleri kendi açılarından emniyete almakta idiler. İlk karakollar Fethiye (Pamukören) ve Horsunlu’da kuruldu. Horsunlu tren istasyonuna kalabalık bir işgal birliği yerleştirildi. Daha sonra Gencelli kara yolu ile ilerleyen birlikler tarafında işgal edildi. Feslek Çayı’nı kontrol etmek amacı ile bir müfreze bırakıldı. Feslek Çayı, Yunan işgal kuvvetlerinin bir bölümünce kuzeyden dağa yakın bölgeden geçilerek Mersinli burun bölgesinde geçici bir karakol oluşturuldu. İlerleyen diğer kol Ortakçı’yı işgal etti. İşgalin büyük birliği ise Feslek Çayı’nı demiryolu hattı üzerinden geçerek önce Meryemoğlu Mahallesi’ne daha sonra Ortakçı Tren İstasyonu’na ulaşarak demiryolu ile gelen birliklerle birleştiler. Bu birlik Burhaniye’ye ve tren istasyonuna eski Aydın yolu üzerinden ulaştı.

 

Yaklaşık iki yıl Yunan işgali altında kalan Buharkent akıncı efelerin 19 ağustos 1922 sabahı gün doğmadan Burhaniye’ye birkaç yönden açtıkları şiddetli ateşle başladı. Baskın hareketi köy halkını heyecana getirdi. Köyün erkek, kadını, bütün eli silah tutanları köy içindeki Yunanlılara hücum ettiler. Kanlı mücadeleler sonunda efeler ve halk köye hâkim oldular. Çolak İbrahim Bey ve efeler 3 Eylül sabahı saat 09.00 sularında Menderes’i değişik noktalardan geçerek Burhaniye’ye girdiler. Yunan işgal güçlerinin ilk grubu Çatak-Buldan yönüne doğru çekilirken Burhaniye’de yangınları başlatmışlardı. Çoğu Yunanlıların geride bıraktığı artçı kuvvetler süvari birliğinin yaklaştığını görünce bir kısmı sokak çatışmalarına girerken bir grup Yunan askeri de hızla Çatak yönüne çekilmeye başladılar. Her türlü çatışmada usta olan efeler için geride kalan yaklaşık 200 askerden oluşan bu Yunan birliğinin alt edilmesi zor olmadı. Hulusi Alpan da müfrezesiyle bu çatışmaların içinde yer aldı. Geri kalanlarla çatışma başladı. Ancak tamamına yakını esir alındı.

 

1922’nin 3 Eylül’ünden sonra Burhaniye’de demiryolu kısa bir aradan sonra muntazam işlemeye başlamıştır. O günün hükümetinin en önemli ulaşım aracı olan trene ve ulaşım yolu olan demiryollarına öncelik vermesi gayet doğal idi. Demiryollarının ve trenlerin bakımları yapılmış, ulaşır sağlanır hale gelmiştir.

Yeni Cumhuriyetin kuruluşunun ardından yerel seçimler yapılmış, muhtarlık seçimleri tamamlanmıştır.1923 yılından itibaren ilk olarak geçici bir sıfatla Tahsildar Ömer Oğlu Mehmet Çiftçi, muhtar olarak atanmıştır.

Burhaniye Köyü Muhtarları

1923–1927: Tahsildar Ömer Oğlu Mehmet Çiftçi

1927–1930: Tahsildar Ömer Oğlu Mehmet Çiftçi

1930–1934: Mehmet Aksay

1934–1938: Mehmet Aksay

1941–1947: :Hüseyin Çetin

1947–1950 Hafız Kerim Ersöz

1950–1954.Esat Özdemir

İlk idari düzenlemede Buharkent ve Kuyucak çevresini kapsayan bölge Horsunlu Nahiyesi olarak belirlenmiştir. Nüfus olarak Kuyucak ve Burhaniye Horsunlu’ya göre daha kalabalık olmalarına rağmen Horsunlu’nun nahiye merkezi olarak seçilmesinin nedeni 1880’li yılların başında kurulan bu yerleşim yerinin gelişmesine katkıda bulunmak düşüncesi olmalıdır. Dikkati çeken bir düzenleme ise bugün Buldan’a bağlı olan Çatak’ın o tarihte Horsunlu’ya bağlanmasıdır. Ayrıca Murat Dağı Köyü ilk defa bir idari birim olarak karşımıza çıkmaktadır. Gireniz ve Fethiye birleşmemiş; iki ayrı köy durumundadır. Horsunlu Nahiyesi 26 köy ve 3 mahalleden meydana gelmiştir.

Buharkent ve yakın çevre köyleri 13 Şubat 1942 yılına kadar Nazilli İlçesine bağlı bir köydür. Bu tarihten itibaren Sarayköy İlçesine bağlanmıştır.

13 Şubat 1942 tarihli, Reisicumhur İsmet İnönü, Başvekil Dr. Refik Saydam, Dâhiliye Vekili Fayik Öztrak üçlü kararnamesi ile yapılan idari değişiklik gerekçeleri ile beraber Sarayköy’e bağlanmıştır.

 

BUHARKENT’TE TARIM

Buharkent tarımı tarihte de bugün olduğu gibi polikültür özellikleri taşımaktaydı. İncir, üzüm, pamuk, meyan kökü, palamut, her çeşit sebze ve meyve yetiştirilmekteydi. Kaza merkezi olan Ortakçı kasabası incir üretiminin lokomotifi durumundadır.Hicri1260/1261;Miladi 1844/1845 Ortakçı Temettuat defterinde yer alan 190 haneden 154 tanesi incir üretimi yapmaktadır. İncir üretilen alanların toplamı 682 dönümdür ki, bu üretim alanı Osmanlı alan ölçü birimi olarak 2,720 metre kareye tekabül eden bu alan 1855 dekara karşılık gelmektedir. Aynı yıla ait Savcıllı ise incir üretimi bakımından Ortakçı’yı izlemektedir. Savcıllı’da oturan 38 hanenin 33’ü bitkisel üretimden dolayı öşür vergisi ödemektedir. Beş hane ise öşür ödememektedir. Savcıllı’da en geniş anlamı ile yapılan bitkisel üretim çeşidi incirdir. Savcıllı’da yerleşik 38 vergi veren ailenin 21 tanesi incir tarımı ile uğraşmaktadır. Savcıllı köyünün ödediği toplam öşür miktarı 3820 Guruş olup incir öşürü ise 2860 Guruştur. Savcıllı toplam öşürü içinde incirin payı yaklaşık yüzde 74’tür.

 

Buharkent ve çevresi Osmanlı döneminde önemli üzüm alanlarına sahipti. Bağcılık için uygun değer iklim koşullarına sahip olan Buharkent, özellikle sofralık ve kurutmalık üzüm yetiştiriciliğinde çok önemli bir paya sahipti. Bunun yanında hatırı sayılır miktarda kuru üzüm üretilmekteydi. Bunda da en büyük etken sulanabilen tarım alanlarının kısıtlı olması dolayısıyla sulanamayan alanlarda bağ oluşturabilme imkânının bulunması idi. İncir ve zeytinle beraber bağlar da geniş alanlar kaplamakta idi.

 

Bölgede sonradan(XIX. yüzyıl sonlarında) dikimi yaygınlaşana ve çekirdeksiz ve razakı üzüm çeşitlerinin yanı sıra, bölge iklimine uyum sağlamış bulunan yüzyıllardır bilinen ve kuraklığa dayanıklı geleneksel çeşitler yetiştirilmekte idi. Bunların en önemlileri siyah gemre, pembe gemre, dimrit, ak dimrit, kızıl üzüm, yediveren, sultaniye ve Çatak moru idi.

 

Ortakçı’da 1844/1845 yıllarında üzüm tarımı da yapılmakta idi.190 vergi veren haneden 55’i üzüm tarımı ile uğraşmakta olup Ortakçı’nın üzümden ödediği öşür miktarı 1844 yılı için 1176 Guruştur.1845 yılı için de üç üreticinin 213 Guruş üzüm öşürü ödeyeceği kayda bağlanmıştır.

İncir üretiminden ödenen öşür 1844 yılı için 8727.8,1845 için ise yılı 6632,8 Guruştur. İncir tarımı yapan ailelerin yıllık incir gelirleri ortalaması ise yaklaşık olarak 560 Guruştur.

 

1934 yılı Buharkent tarımı için bir dönüm noktasıdır. Nail Sincer ve ortaklarınca bir sulama kooperatifi kurulması için mukavelenamesi hazırlanır ve İktisat vekâletine sunularak bakanlar kurulu onayı beklenmektedir. Başvuru olumlu karşılanır,10.12 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla kooperatifin kuruluşu onaylanır. Bakanlar Kurulu Kararnamesinde Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü’nün ve 11 bakanın imzası bulunmaktadır.

 

1947 yılında Burhaniye ekonomisi için en önemli adım atılmış, sulama kanalının inşasına başlanmıştır. Sadece Büyük Menderes sahilinde ve uygun mevsimlerde dere ve çay kenarlarında yapılmakta olan sulu tarım alanları bu sayede genişleyecekti.

 

1951 yılında sulama kanalına ilk defa su verilmiş cazibe ile sulanan arazilerde arklar açılarak sulu tarım başlamıştı. İncir, üzüm ve zeytin tarımının yanında suya ihtiyaç duyan tüm ürünlerin tarımı yavaş yavaş başlamaktaydı.

 

Buharkent tarımının önemli dönüm noktalarından birisi de TARİŞ’in kuruluşudur. Buharkent, İncir Kooperatifi Tarım Satış Kooperatifi 26 Mart 1949 tarihinde kurucularını belirlemiş 4 Mayıs 1949 tarihinde 101 nolu kooperatif olarak kurulmuştur. Kooperatifin kurucu ortakları: Başkan: Mehmet İncirci, Kurucu üyeler: Mehmet Sargın, Mehmet Keskin, Mehmet Öztekin, Hüseyin Çetin, İbrahim Ünlü, Mehmet İnceoğlu, Ali İnceoğlu, Emin Özdemir, Hulusi Beşer, Mehmet Aksay, Hüseyin Gökçetin, Nazif Çiftçi, Mustafa Başer, Ahmet Sarıoğlu, Ahmet Koyuncu, Muhlis Tokat, Hüseyin Çiftçi, Emin Ay, Yusuf Kul, Hüseyin Başoğlu, Halil Kervan’dır.

Buharkent Pamuk Tarım Satış Kooperatifi’nin kurucu ortakları ise: Başkan: Veli Bayar. Kurucu üyeler: Habib Çetin, İbrahim Davas, Mehmet Güneş, Hüseyin Akçay, Kazım Köseoğlu, Avni Suner, Ali Özkabakçı, M.Ali Dur, Mehmet Kasap, Yusuf Uluçay, Ali İnan, Tevfik Uygun, Mustafa Ünlü, Mehmet Çetin, Mehmet Göker, Veli Ülken, Durmuş Özbağcı.

 

1923–1950 yıları arasında Buharkent’in tarım ürünleri desenine göz attığımızda XIX. yüzyıldan pek farklı olmadığını görmekteyiz. Değişen sadece domates tarımındaki gelişmedir.

 

Az suya ihtiyaç duyan incir, üzüm ve zeytin geniş alanlar kaplamakta idi. Büyük Menderes sahil şeridinde kısıtlı sulama imkânları ile pamuk ekimi yapılmakta idi. Pamuk ekimi daha çok Karaman Bükü, Eğik Bükü, Çelemen ve Kabaağaç Ovası’nda yaygındı.

Sulama kanalının inşaatı ilçe için son asrın en önemli olayı olmuştur, dersek abartmış olmayız. Toplumsal değişimin tetikleyicisi olan bu kanal ve sulama sistemi tarımdaki gelenekselliği kökten yıktığı gibi ilçeye yeni yeni tarım ürünleri üretiminin girmesini sağlamıştır. Sulu tarımla beraber yeni alet ve donanımlar kullanılmaya başlandığı gibi kimyevi gübre kullanımında çok hızı bir artış görülmüştür.

Sulama amaçlı moto pomplar ve traktörlerin artması ile 1958 yılında Burhaniye Belediyesi girişimi ile ilk akaryakıt istasyonu, Atatürk Caddesi’nin güney bitişinin devlet Karayolu ile buluştuğu noktaya inşa edildi.

Bu dönem sebze ve meyve üretiminin bir anda katlanarak arttığı dönemdir. Narenciye, erik, şeftali gibi meyve dikimleri bu dönemde yaygınlaşmıştır.

Buharkent güneyindeki tarım arazilerinde, Ortakçı ve Meyremoğlu Mahallelerinde oldukça geniş alanlarda sebze üretimi başlamıştır. Yazlık olarak biber, domates, patlıcan, kışlık olarak da karnabahar, lahana, pırasa üretimi Denizli İl merkezinin ihtiyacını karşıladığı gibi daha doğudaki illere sebze nakledilmesini hızlandırmıştır. O yıllarda kamyonların da yaygınlaşmaya başlaması demiryolu ile nakliyeyi azaltırken, kamyonlara ilgiyi artırmıştır. Bunda da en önemli etken kamyonların Pazaryerlerine kadar girebilme imkânının olması ve demiryolu ile yapılan nakliyelerde, ikinci defa kara nakliyesine ihtiyaç duyulması ve tren garından pazaryerine yapılan nakliye masrafının ortadan kalkmasıdır.

Bugün Buharkent tarımının lokomotifi incir ve zeytindir. Her iki ürün ile ilgili işletmeler kurulmaya başlamıştır. Bu gün Buharkent taze incir ve kokteyl zeytin üretiminde ve ihracatında Türkiye birincisi konumunda olup, Aydın ili toplam üretimi içerisinde yonca, yumurta, bezelye, üzüm ve bamyada il lideri durumundadır.

 

 

BUHARKENT’TE TERMAL KAYNAKLARI VE TURİZMİ

Buharkent’in jeotermal bir alan üzerinde kurulmuş ve doğal çıkışlı jeotermal kaynaklara sahip olması, termal kaplıca turizminin gelişmesine neden olmuştur.

 

Buharkent çevresinde Roma dönemi kalıntılarının daha çok termal su kaynakları çevresinde toplandığını görmekteyiz. Kabaağaç mezarlığındaki sütunların başka bir yerden taşınmadığı, ilk yerlerinin bu mezarlık olduğu tahmin edilmektedir. Kabaağaç mezarlığı da Çamur Hamamı adı verilen doğal çıkışlı sıcak su kaynağına 500 metre uzaklıktadır. Ve suyunu bu doğal çıkışlı jeotermal kaynaktan almaktaydı.

 

Ortakçı Hamam Deresi bölgesinde ise Roma dönemine ait olan sütun parçaları, hamam kalıntıları ve Roma mezarları bulunmaktadır. Bu bölgede bulunan Roma dönemi kalıntıları, bölgenin yaşadığı pek çok depremden etkilenmiş, toprak altında kalmış ve son olarak da 1899 depreminde yok olma derecesine ulaşmıştır.

 

Strabon. Benim zamanımda Zeuksis tarafından büyük bir Herophileion tıp okulu kurulmuş ve burası Aleksandros Philetles tarafından devam ettirilmiş; tıpkı babalarımız zamanında Hikesios’un kurmuş olduğu Erasistrateion okulu gibi. Bununla birlikte şimdi durum katiyen eskiden olduğu gibi değildir “demektedir.

 

Strabon, yukarıdaki anlatımında Kabaağaç bölgesinin Miladın hemen öncesinde ve sonrasında en parlak dönemini yaşadığını, dini bir merkez olduğu kadar da döneminin en önemli tıp okulları ile kıyaslanabilecek bir tıp okuluna sahip olduğunu ifade etmektedir.

 

XIX. yüzyılda da Buharkent ve çevresinin en önemli özelliklerinden birisi de toplum sağlığına hizmet eden kaplıca ve doğal çıkışlı su ve sıcak su kaynaklarına sahip olmasıydı.

 

XIX. yüzyıl ve öncesinde, doktorun ve sağlık hizmetlerinin taşraya ulaşamadığı dönemlerde uyuz, romatizma, lumbago, siyatik ve daha birçok hastalık için tek çözüm yeri ılıca, kaplıca, hamam ve sıcak su kaynakları idi.

Buharkent ve çevresi de bu bakımdan çok zengindi.

 

H.1308//M 1891 Aydın Vilayeti Salnamesinde Ortakçı kaplıcası başta olmak üzere Buharkent çevresinde bulunan Kabaağaç, Kızıldere, Tekke ve Uyuz Hamamı kaplıcalarından bahsedilmekte idi.

 

Ortakçı Kaplıcası:

Aydın Sancağının yalnız Nazilli Kazasında iki adet miyah-ı madeniyesi vardır.

(Ortakçı Karyesi cihet-i mai madeniyesi)

Nazilli’nin şimendifer ile bir buçuk ve beygir ile sekiz saat badında olan Ortakçı Karyesi’ne iki saat mesafede vaki olan bir dağ eteğinden nebaan eden işbu su terkiben (kibrititkalsiyum)ve (fevmidklis)ve (fevmidsud)emlahına havi ve(55-60) derece arasında hararet göstermekte olup ve Temmuz ve Ağustos aylarında devam edenlerden (rasiye-i mezmene)ve (âlam-ı asiye)ve (emrad-ı cildiye)’ye mürtali olanlar istifade etmektedirler…”

Bahsedilen bugün kullanım dışı olan, Ortakçı Köyünün yaklaşık bir kilometre kadar batısında yer alan işlevsiz kaplıcadır. Salnamede Ortakçı’ya iki saat mesafede olduğu belirtilmişse de yaya olarak en fazla 20 dakika uzaklıktadır. Bu da göstermektedir ki salname yazarı bölgeyi bilmemekte kulaktan dolma bilgileri aktarmaktadır.

 

 

Kabaağaç Kaplıcası:

Ortakçı Kaplıcası civarında mai-i madeni terkiben (kibiryetitsud) ve (kiryetitklis) ve(fevmidsud ) emlâhını ve serbesit olarak dahi (hamzkiryetit)gazını havi olduğundan (miyah madeniyesi), (kibiryetiyesi)den ma’aduddur. Su 50 derece hararetinde olup âlâm-ı asiye ve (reşiye-i mazmane) ve(emraz-ı hadliye)hastalıklarına pek ziyade nâfıstır. Diğeri gibi buna dahi ahali-i mücevere Temmuz ve Ağustos aylarında banyo suretiyle devam ederler.”

 

Kabaağaç Kaplıcası bugünkü Çamur Hamamı olarak adlandırılan, bir kaplıca ve fide tesisini besleyen, Kabaağaç mezarlığının birkaç yüz metre doğusunda yer alan doğal sıcak su kaynağıdır. Roma döneminde bu kaynaktan alınan su ile bugünkü Kabaağaç mezarlığının bulunduğu alanda bir Roma Hamamı mevcut idi. Bu hamamın sütunları hala mezarlık içinde ve diğer eklenti ve bölümleri toprak altında bulunmaktadır.

 

Kızıldere Hamamları:

Sarayköy Kazası dâhilinde vaki olan miyah-ı madeniyeden biri Sarayköy Kasabasının şark şimali cihetinde, Sazak Dağı’nın cihet-i şark cenubisinde bulunan ve Kızıldere Hamamları maruf olan madeniyedir.

Menbağı mütemadiyen çıkan bu sular iki havuzda temciye eder.

Menbağı terkibinde (sanifehimsud), (klor kalsiyum) emlahı ve (hamzfehim)gazı mevcut olup derece-i harareti 60 santigrata kadar çıkmakta ve müdavimleri banyo suretiyle emraz resyoya(?)dan şifayâb olmaktadır…”

 

Kızıldere Hamamları Salnamede verilen bilgilerden anlaşıldığı gibi halk tarafından oluşturulan iki yapay havuzda banyo yapılırdı. Bu havuzlar Kızıldere Köyünün Armutkırı mevkiinde yer almakta idi. Salnamede Kızıldere Hamamlarının yeri tanımlanırken yönlendirme yanlış anlatılmıştır. Sarayköy’ün garp şimalinde ve Sazak’ın garbında olarak ifade edilmesi gerekirdi.

 

Uyuz Hamamı:

Denizli’nin cihet-i cenubisinde vaki Babadağı’nın şimal garbinde nebân eden (Uyuz Hamamı)diye maruf olan işbu miyah-ı madeni terkibinde; (sanifehimsud),(fehminklis),(Klorsodyum) emlahı ve (hamdkirbiti)ve (hamdfehim)gazlarına havidir

 

Uyuz Hamamı bugün, Tırkaz Köyü sınırları içinde kalan Umut Termal Tesislerinin kaynağıdır.

 

İn Hamamı:

Uyuz Hamamının garbında “İn Hamamı” diye maruf diğer bir miyah-ı madeni olup terkiben diğerlerinin aynı ve yalnız (hamdfehim) gazı serbest ve ağır mütehattır …” (2138).

 

BUHARKENT BELEDİYESİ

Buharkent Belediyesi ile ilgili iki kuruluş tarihi karşımıza çıkmaktadır. Birinci kuruluş olarak 1908 görülmektedir Bu tarih birkaç bakımdan gerçeğe uygundur1871 ve 1877 Nizamnamelerinin hemen ardından Aydın’da birçok belediyenin kurulduğunu görmekteyiz. Bu yıllarda büyükçe köylerde ve kasabalarda belediye teşkilatlarım kurulmuştur.1899 Ortakçı depreminin ardından Burhaniye’de de imar faaliyetleri için belediye kurulmuş olması akla yakındır. Bu dönemin belediye başkanlarının kişilik ve toplum içindeki mevkileri belediye teşkilatının varlığını desteklemektedir. Ancak belediye başkanlıkları süreleri ile ilgili şüpheler mevcuttur. İkinci kuruş tarihi olarak 1954 yılını görmekteyiz.

Osmanlı Devleti’nin son döneminde, II. Meşrutiyetin ilanı(1908) ile beraber 1877 tarihli Dersaadet Belediye Kanunu’na dayanarak taşrada da ilk belediye seçimleri yapılmaya başlandı. Burhaniye’nin belediye ve belediye seçimleri ile ilk tanışması da bu tarihe isabet eder. Bunu Buharkent tarihinin I. Belediye dönemi olarak adlandırabiliriz.

 

 

1.Dönem:

Dalyanzade Mustafa Efendi;1908–1914

Molla Bekir Zade Mehmet Efendi; 1914–1915

Çallızade Hacı Ali Efendi;1915–1916

Dalyanzade Mustafa Efendi; 1916–1918.

İlk seçilen belediye başkanı Dalyanzade Mustafa Efendi’dir. Daha sonra Molla Bekir Zade Mehmet Efendi, ikinci defa olarak Dalyanzade Mustafa Efendi belediye başkanlığı yapmıştır. I.dönemin son belediye başkanı Çallızade Hacı Ali Efendi’dir. Ancak Kuyucak ilçe yıllığında yer alan, fakat kaynak gösterilmeden verilen bu listede başkanlık tarihleri bazı yerlerde hatalı gözükmektedir. Kurtuluş Savaşı’nın bir yıl öncesinde Burhaniye’de artık belediye teşkilatı ve belediye başkanlığı bulunmamakta idi. Ve köy statüsünde olup Muhtarı da Hacı Halilzade Hacı Mustafa Ağa idi.

O dönemde seçimlerin nasıl ve kaç yıl aralıklarla yapılacağı konusunda ayrıntılı yasaların bulunmayışı belediye başkanlarının görev sürelerini belirleyemiyordu.

Dalyanzade Mustafa Efendi’nin Temmuz 1908’de göreve seçilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu dönem hakkında belediye hizmetleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler mevcut değildir. Ancak bu dönem (1908–1918 )1899 Ortakçı depreminin ardından Burhaniye’nin inşasının birkaç yıl sonrasıdır ki bu dönemde kasabanın bayındırlık işlerinin ilk planda olması gayet olağandır. Bu dönemde öncelik kasabaya su getirme işi ele alınmış olmalıdır.

1922’de Yunan işgal güçlerinin kasabayı terk ederken tamamını yakması, on senelik belediye hizmetlerinin boşa gitmesi anlamını da taşımakta idi.1924 yılında çıkarılan 442 sayılı köy kanunu ve 1928 idari taksimatları sonucu Buharkent uzun süreliğine belediye olma özelliğini kaybedecektir.

Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise kent planlaması açısından Başkent Ankara’nın ve Kurtuluş Savaşı sonucunda yakılıp yıkılan Anadolu kentlerinin yeniden imar edilmesi, yeni yönetimin ele alması gereken öncelikli konuydu. 1924 tarihinde 442 sayılı Köy Kanununun çıkarılmasıyla köylere tüzel kişilik verilerek köy organları geniş yetkilerle donatılmıştır (3263).

1953 ‘te başlayan ikinci dönem gerçek anlamda belediye hizmetlerinden bahsedebileceğimiz dönemdir.

1953’te Burhaniye’de belediye teşkilatının kurulması ile ilk seçimlerde DP adayı Hüseyin Gökçetin belediye başkanı seçilmiştir. Görev süresi 1960 ihtilaline kadar devam etmiştir. 27 Mayıs ihtilalinin gerçekleşmesinin hemen ardından Gökçetin diğer DP’li belediye başkanları gibi görevden el çektirilmiş; Çubukdağ Nahiye Müdürü Eşref Albay, 1963 yılına kadar belediye Başkanlığına atanmıştır.1963 yılında yapılan seçimleri ise 1950’li yıllarda DP Burhaniye Bucak Teşkilatı başkanlığı yapmış olan Fevzi Aksoy, AP adayı olarak seçimi kazanmıştır. Fevzi Aksoy 1967 yılında belediye başkanlığından istifa edince yerine Ali Galip Bellek vekâleten seçilmiştir.2 Haziran 1968 seçimlerinde ise belediye başkanı olarak Ali Galip Bellek yine AP adayı olarak ilk seçimini kazanmıştır. Bellek daha sonraki 1973 ve 1977 seçimlerinde de belediye başkanı olarak seçilecektir.1980 ihtilalinde ise Ali Galip Bellek görevden alınmış, belediye başkanlığına Burhaniye Orta Okulu Müdürü Niyazi Kuruoğlu atanmıştır.

Hüseyin Gökçetin:1.3.1954–27.5.1960

Eşref Albay: 27.5.1960–1.2.1963

Fevzi Aksoy:1.2.1963–30.7.1967

Ali Galip Bellek:25.9.1967–15.9.1980

Niyazi Kuruoğlu:12.9.1980–24.3.1984

Sadettin Uyanık:24.3.1984–22.10.1986

Ömer Esin: 1986–1989

Yusuf Başalı:1989–1994

Nazmi Köprülü:1994–2004

Fevzi Uzun:2004–2009

Kadri Ölçenoğlu:2009–2010

Yusuf Vural:2010-2014

Mehmet Erol:2014- Devam ediyor.

 

 (NAİM ÖZDAMAR)

 

 

Benzer İçerikler